14 Haziran 2011 Salı

Hala düz kontak yapabilir(im) miyim...?

Babannemin mahallesi, şehrin eski insanlarının oturduğu mahallerden biri (eski insan(!) ,sıfat tamlamam ne acaip?!)

Ben küçük bir serseriydim, ilkokul dörde kadar... Düz kontak yapmayı bile öğrendim, sol açık oynardım, en uzağa tükürürdüm.(En uzağa işemeyi hiç denemedim, serseri , evet ama aptal değildim)

Mavi bir kotum bir de mavi t-shirtüm vardı, kimse öldür allah başka birşey giydiremezdi bana, giymezdim.

İddaya girdim kolumu kırdım, yarılmamış biryerim de yoktu benim.

İlkokulda babannemin mahallesinde akşam ezanı eve giriş zilimdi. Bazen geç okunsa hatta okunmasa(!) diye dua(!) ederdim.(ne ironik!)

8 yaşımdaydım mahallenin serseri çocuklarından birine aşıktım, 11 yaşında acaip esmer bir çocuktu, ama herkesi korkuturdu... En çok herkesin ondan korkmasını ama benim ona istediğim gibi şımarıklık yapabilmemi severdim galiba. O da beni severdi bence, roller skate yarışı yapmıştık bir kere yokuşun tepesinde düşmüştüm, babanneme kadar taşımıştı beni, ağlamamak için zorlamıştım kendimi(yarı erkek yarı kız bir şeydim ben) kapımın önünde beklemişti. Hatta ağlamıştı canım acıdı diye benim için ilk ağlayan erkekti...

O mahalleden iki de kız arkadaşım vardı, boyları kadar çocukları varmış. ben ilk okul 3'te iken onlar 5. sınıftı. Evlendiler.(Şakacıktan değil, kızlar gercekten evlendi mahalleli ağzıyla kocaya kaçtı.)

İlkokul 3 ten sonra babannemde kalsam bile eskisi kadar çıkmamaya başladım sokağa.

Koptum..

Sonra 10 yaşımda koleje geçtim böyle inek birşey oldum bir haller oldu bana, ne oldu nasıl oldu bende bilmiyorum. Bir daha o çocugu da görmedim... Hapse girmiş çıkmış... Ne acaip yahu 9 yaşımda ayrılmış hayatlarımız.(9 yaşımda bıraksalar evlenirdim ben onunla , akşam sabah futbol oynar, roller skate yarışı yapardık yada benim hayalim bu olurdu...)

İnsan hayatında 10 yıl çok şey... Bazen de hiçbir şey...

Hepsini özledim desem yalan olur. özleyecek kadar tanımadım hiç, kendimi bilmediğim bir zamanda anılar edinmişim sayelerinde...

Arada düşünüyorum nerdeler, ne yapıyorlar, hiç düşünüyorlar mı onlarda beni...

Kum torbası...

Koşuyorum ama yorgunum, niye bağladım bu kum torbalarını diye ayaklarıma bakıyorum, anımsadım; daha güçlü olmak için bağlamıştım.

Hayır, yalan attım , ben bağlamamıştım gerçekte onları.

O bağladı, ben söktüm; ama hala yorgunum...

Tekmelerim daha sert artık, onlarla koşmaya alıştığımdan, olmadıklarında daha hızlı koşuyorum...

Ama yara izlerim duruyor... İlk zamanlar çok düştüm onlarla koşmaya çalışırken, hep yaralanmışım farketmemiştim... Söktüm, kum torbalarımı ,yoklar! Ama yaralar... Onlar hala var... Sadece izleri bile olsa ben yerlerini biliyorum.

Bak!! Sende gör! Yok kum torbaları, endişelenme artık...

Bacaklarım, daha güçlü ama daha çirkinler... Zamanla düzelirler dimi...?

Eskisi gibi olsunlar istemiyorum elbette ama düzelirler...
Dimi?

Gidicem ve gelicem... Her döndüğümde biraz daha biz olucaz, daha fazla biz, daha fazla, daha fazla...

Hadi uyu ve endişelenme , inan sen bana üzülmesen hiç bir kaybım yoktu benim.

Yarı kapalı yarı açık gözlerin... Uyudun ama,hissediyorum, hala endişelisin..

Endişeli nefes alışverişin.

Böyle ol istemiyorum...

İnan bana...

Bak onlar DAHA GÜÇLÜLER...

Ben DAHA İYİYİM...

p.s  Hep bana diyorsun ki benimle ilgili hep şakalı , zıpzıplı şeyler yazıyorsun=) E, seninle çok eğleniyorum da ondan sanırım, bir de o kadar az insan kaldırıyor ki şaka... Al madem, öyle istedin bende öyle yaptım, sana yazdım... Ciddi yazdım, şaka ve zıpzıp yok bu kez... Ciddiyetin dozu kaçtı galiba biraz, belki de henüz doz tutturacak kadar büyümemişimdir... Seni seviyorum...

11 Haziran 2011 Cumartesi

Şarap şişesinde balık olsam, dalsam, çıksam ya da sadece kahkaha atsam...

Her gün yeni bir şeyler öğreniyor insan kendine yeni vasıflar ekliyor. Deneyerek, pek çok şey kazanıyor , kaybediyor, ama tekrar denemek için düşse de kalkıyor.

Bütün hayat , amaçlar tek bir şeye odaklı; Mutluluk...

Sahi çok mu zor mutlu olmak, zor olan sürekliliğini sağlamak sanırım...

Mutluluk üzerine bir hikaye okumuştum. Didaktik bir amaçla yazılmıştı. (Mesnevi'de okumuştum diye hatırlıyorum, ancak belki başka bir

yerde okumuş da olabilirim.)

''Bir kral , mutluluğun sırrını öğrenmek isteyen oğlunu, uzak ülkelerden birinde yaşayan, bir alimin yanına gönderir.

Oğlan gider alimin bulunduğu yere ve ona mutluluğun sırrını öğrenmek istediğini söyler. Adam peki der, ama önce; genç bir şey yapmalıdır.

Alim, bir çay kaşığının içine bir damla zeytin yağı damlatır, ve gençten gidip bütün evini dolaşmasını, duvardaki tabloları, mobilyaları incelemesini ve sonra yanına gelip , neler gördüğünü ona anlatmasını ister. Ancak genç adam bunu yaparken çay kaşığını elinde tutacak, ve o bir damla zeytin yağını dökmeyecektir.

Genç adam gider bütün evi dolaşır ve geri gelir, çay kaşığının içindeki damla hala dökülmemiştir. Alim genç adama neler gördüğünü en çok neyi beğendiğini sorar ancak genç adam , cevap veremez çünkü bir damla zeytin yağına öyle konsantre olmuş dökmemek için öyle uğraşmıştır ki, böylesine onu dökmemeye odaklanmışken evi inceleyememiştir.

Bunun üzerine alim kaşığı tekrar adama verir ve yine zeytin yağını dökmeden gelmesini ancak bu kez evide incelemesini ister.

Genç adam gider evi gezer,duvardaki tabloların ne kadar güzel olduğunu, mobilyalarda ne kadar ince bir işçilik olduğunu farkeder eve hayran kalır. Bir önceki gezintisinde bunları nasıl farkedememiş olduğuna inanamayarak alimin yanına gider.

Anlatmaya başlar, alim sözünü kesmeden, gencin heyecanla tüm detayları anlatmasını bekler, sonra gülümser ve çay kaşığını işaret eder.

Genç adam çay kaşığını tümüyle unutmuştur, zeytin yağı da elbette dökülmüştür.

Alim genç adama döner ve '' mutluluk , güzellikleri farketmeyi ve hissetmeyi ertelememek ancak bunu yaparken kaşıktaki bir gram yağdan olmamakla mümkün'' der.

Mutluluğu elde etmek pek kolay görünmedi gözüme bu öyküyü okuduktan sonra...

Güzellikleri farketmek nispeten kolay olsa da aldanmamak ve bir damla yağdan olmamak zor.

Galiba...

Belki de değildir , belki tek yapmamız gereken önce ne istediğimizi farketmek, ve karar vermek sonrada onu nasıl isteyeceğimizi bilmektir...

Ben liste yapmaya başladım bile..

Başlamak bitirmenin yarısı demişti biri hatırlıyorum.














10 Haziran 2011 Cuma

İstedim de vermedi henüz...

Ben bu bloğu açtım iyi güzel de nasıl görünüyorsam artık bunu açtım açalı bir güzin abla oldum, sormayın gitsin.

Derdi olan bende, hayır bazıları geliyor benim sevgilim şunu yaptı, hadi bir yazı da şuna yazalım mı bile diyor.

Senin sevgilin aşağı kasımpaşa dolaylarında takılıyorsa ben ne desem boş...

Anlatamıyorum...

Bu arada...

Tamam ben dua ettim bir kaç Spartalı, bir Mehmet Günsür... istedim de, oldu gibi mi görünüyor ordan? Anlayamadım.

Bakın ne Mehmet var ortada ne Spartacus, yemin ediyorum inmediler şimdilik. İstedim de oldu olsa tamam ama yok yani dilek ağacı gibi davranmayın bana.

Banada şunu istesen diyenler azımsanmayacak sayıya ulaştı, hurafeciler neden bukadar yaygın böylece gayet iyi anladım.

1000tl Mehmet Günsür, Spartacus başına 750 TL Engin Altan 200TL .... diye fiyat listesi yapasım var. (Engin daha da yüzüme bakmaz bu fiyatlardan sonra, belki bakıcaktı çocuk! İnsan ne yapıyorsa kendine yapıyor ya!! )

KELİMEler YETse

Bir film izledim, bir yıl önce çekilmiş, yayımlanmamış henüz, yayımlanacak mutlaka bir gün.

Doğru zamanı beklemede..

İzleseniz ne uçuk kurgulamışlar dersiniz... Ben izledim başta bende öyle demiştim...

Birkaç kişi var tanıdığım. Senaryosu, çok ağır oyuncu tükenmiş ama çok deneyim kazandırmış bu film ona... kendinden çok şey eklemiş filme dedi.

İki kişi var; filmi onlara tavsiye etmemi hiç haketmedi.

...

...

...



Birileri okuyup kız ne kugulamış, derlerdi.

Belki bir kaç kişi ''Ya doğruysa belki de kurgu değildir!'' derdi...

Birileri ''Ya sonra??'' derdi...

Birileri ben biliyorum bu hikayeyi derdi. (Bazıları keşke bilmeseydi!)

Hikayem elimde ,hala yarım, bitiremiyorum...

En çok beni yordu bu nefret...

Sevmemek nedir biliyorum, bir sürü insanı çok sevdiğim gibi sevmediğim insanda çok, ancak hiç nefret etmemiştim ben kimseden, yada nefreti tanıyınca anladım , hiç etmemişim...

Her insan mutlaka aldatılmıştır bir kere...

Yanıltılmıştır mutlaka..

İçimde, çokca kin ve nefret vardı, çok yoruyor insanı.

Ben duygusal ilşkilerimde aldatılmadım, en azından ben öyle biliyorum, ama yanıldığım ,beni yanıltan dostum sandığım bir arkadaşım oldu, nefret en çok bulunduğu bünyeyi yoruyormuş, en çok onu acıtıyormuş, sayesinde öğrendim...

Bu nefrete bir yıl dayandım çok yordu beni... Mutsuz etti...

Kendim için(!) nefret etmemeye başladım, nefret duygusunu sildim , nefret ederek yorulmak istemiyorum ben...

1 Haziran 2011 Çarşamba

''Parla'' Eğer inanırsa her insan parlar...

Güneşin her gün bizim için doğduğunu unutuyoruz, haksızlık ediyoruz...

Bu mucizeye kaçımız teşekkür ediyor?

Kaybetmeden değerini anlayamadığım onca şey üzerine düşündüm bugün... Elimde olduğunda yalnızca olması gereken sandığım pek çok şey varmış... Farkettim ki onlar için bile teşekkür etmemişim.

Çıkarıp bir kenara koymuyorum onları, geçmişle yaşamamayı kısa süre önce öğrendim ben, en çabuk şekilde hemde. Delirmeye yaklaşmışken son anda sıyırmak öyle bir şey... Geçmişle yaşamamayı öğreniyor insan... Hayır! Geçmişi reddetmiyorum, öylece silkelemiyorum, tozunu alıp rafa da kaldırmıyorum... Tek tek özenle seçtim saklamam gerekenleri, gerisini, bıraktım.. İtmedim,örselemedim, silkelemedim yalnızca durgun suya bir tahta parçası bırakır gibi, bıraktım...


Öğrenemediklerim de var elbette bazen yaşayarak bile öğrenemiyor insan...

Yarın bu yılın 2. günü, hayatımın bundan sonrasının ilk günü...


Hayat 0 , ben 1 im demek değil bu, maç yapmıyorum, hayatta ,bende... Hikayenin sonu hep olamasada, çokca iyi bitsin istiyorum...

Hayatımda benimle birlikte parlasın... Sanırım bunu istiyorum...

Gözlerimi kapatıp yalnızca parladığımı düşünmek kolay..


Kendimize ''PARLA'' dediğimiz de gerçekten de parlıyoruz bence...

Bir karar aldım yarın sabah penceremi açıcam ve güneşe teşekkür edicem, yarın güneş, benim için doğuyor olacak, ve en kalabalık en gürültülü yerde gözlerimi kapatıp ''parla!'' diyeceğim kendime...

Bu güne dek ne yaptıysam , kendime yaptım; ekledim, çıkardım, üzdüm, üzüldüm, kırdım ,kırıldım... Haziran da başlıyor demiştim bu yıl benim için ilk günümde huzurluyum , 2. günümde de çok mutlu uyanıcam...

Siz de parlamayı deneyin , belki bir gün yolda geçerken biribirimizi görüp , nasıl da parlıyor deriz...