26.09.2011
21 yıl önce…
9 aydır mutlu mesut yaşadığım yerden zorla çıkarmaya çalışıyorlar beni…
15 saat 15 dakika’dır çabalıyorlar. Çıkmamak için; ters durmakta buldum ben de çareyi…
Ancak, direnişim son bulmak üzere artık daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum…
.
.
Sonunda beni olduğum yerden zor kullanarak çıkarttılar, boğazım çok yanıyor. Ağlıyorum diye herkes çok mutlu, çok saçma! Olduğum yere geri dönmek için çırpınıyorum ve bu herkesin hoşuna gidiyor. Rezil durumdayım.
.
.
Bir bu eksikti karnımın üzerinde bir şey var, aşağıya sarkıyor, yüzünü göremediğim bir kadın kesti az önce onu… Niye ters duruyorum anlamam mümkün değil düzeltseler iyi olacak…
.
Onu fark ettim…
Herkes halime gülerken bir tek o gülmüyor, gözleri de kapalı, esmer bir kadın… Kirpikleri ne kadar uzun, dudakları da dolgun… Elmacık kemikleri hafif çıkık… Karnına ne olmuş onun?
Oradan mı çıktım ben?
.
.
Merhaba anne,
.
.
.
Uyuyor galiba… Böyle ağlamaya devam edersem uyanacak, susuyorum, uyandırmak istemiyorum onu…
Zaten bundan böyle çok gece olacak uyumayacağı, hem de yalnızca ben büyüyene kadar değil…
Artık ben varım hayatında, işgal altında onun hayatı…
Henüz bu işgalimi bilmezken ve benim farkımda değilken son kez beni düşünmeden uyusun istiyorum…
.
.
İlk böyle karşılaştık değil mi?
.
.
.
Anne olmaktan korkuyorum ben…
Senin gibi olurum diye korkuyorum sonra da senin gibi olamam diye korkuyorum…
Kendimle çelişiyormuş gibi değil mi ne acayip…
Sen olmasaydın ile başlayacak tüm cümleler ne kadar kötü bitiyor ne kadar eksik kalıyorum bilseydin anlardın sanırım niye senin gibi olmaktan korktuğumu…
Böylesine sorumluluk alabilir miyim ben bilmiyorum…
Peki senin kadar başarılı olabilir miyim bu sorumluğu taşımakta?
Endişelerini anlamaya , seni anlamaya başlayalı öyle kısa bir zaman oldu ki…
Hep kendimle hesaplaşırken sana ne çok haksızlık yaptığımı düşünüyorum. Sen, seni çok sevdiğimi bilsen de en çok seninle kavga edip, en çok sana kızıyorum değil mi? Evet haksızlık bu… Haksızlık yaptığımı fark etmeme rağmen sürdürdüğüm bir haksızlık üstelik…
En çok sana sataşıyor senin üzerine gidiyorum…
Belki de yalnızca kıskanıyorum seni…
Hayatımda bir kez bile olsa sana dürüstçe benim gözümden gerçek seni anlatmak istiyorum…
Senin iyi yemek yapabildiğini biliyorum ben aslında, bunun için her gün senin yemek yapmanın gerekmediği bir evde senin yapmamandan doğal bir şey yok bence de, sen yorulma diye istemiyorum da aslında bunu…
Hep çok düzenli bir evde yaşadım ben, biri sana yardımcı olduğu zaman böyle ama olmadığında da böyle olduğunu gördüm bunun farkındayım…
Benim kendim için iyisini düşünmediğim yaşlarda sen benim sana kızmam pahasına çabalamasaydın, ne okuduğum liseyi ne de şuan bulunduğum üniversiteyi kazanabilirdim, biliyorum.
Benimle kavga ettiğinde sana davrandığım gibi bir başkası sana davransa hayatından çıkarabilirsin ama ben senin zayıf karnınım ve ne yaparsam yapayım tüm affediciliğinle yanımdasın sen. Bunun rahatlığını yaşıyorum.
Her konuştuğumuz da benim ses tonumu dikkatle takip eden bir annem var benim.. Sana hayır desem de her zaman hislerin doğru, ikimizde biliyoruz.
En zayıf anımda sana çok kızgın bile olsam hep seni arayarak bir çare bulacağım kendime, hep bir adım uzağımda olacaksın sen, biliyorum..
Beni uyardığın her şeyi aklımda tutarken 1000. kez aynı şeyi duyduğumda sana kızsam da bir gün bende aynı şeyi istemsiz yapacağım ve bunun farkına vardığımda durup gülümseyeceğim halime , bunu sende biliyorsun.
.
.
.
Hep seni benden daha güzel buluyor arkadaşlarım,
Gözlerimi senden almışım… Dudaklarımı da…
Son dönemde sana daha çok benzetiyorlar konuşma tarzımı…
Duygusal olduğumu ilk sen söyledin bana,
Ne olduğumu bile bilmediğimi fark ediyorum sen bana bir şeyler söyledikçe…
Duyduğumdan beri daha rahat ağlıyorum sanki…
Daha dürüstüm.
Seni seviyorum’u daha kolay söylüyorum artık…
Büyüdün dedikçe büyüyorum, çocuksun dediğinde başa dönüyorum…
Sen konuşuyorsun ben evriliyorum..
En yakın kız arkadaşıma ithafen yazıyorum bu yazıyı, kendi mimarıma yazıyorum ona teşekkürden fazlasını borçluyum, evet! Ama şimdilik yalnızca bu geliyor elimden…
İyi ki varsın; yanımda olduğun için, karşılıksız sevdiğin için, hala benim yüzümden uykusuz kaldığın için, her sabah beni düşünerek uyandığın için, nefes aldığım için teşekkür ederim…
Sanırım burada susmalıyım artık…
Sonrasını konuşarak ifade etmek istiyorum..
İki dileğim var..
Şayet çocuğum olur ise annesi senin gibi olsun… (ki o da benim gibi olursa çekeceğim var)
Ve sen de hep benimle ol…
Nice mutlu yaşlara…
D.B
Heyecanlıyım... Çok istediğim bir şeye sonunda cesaret edip başlamanın heyecanı bu. Biriktim ve biriktirdim... Hiç kendimi bu kadar hazır hissetmemiştim bu tuşlara basmak için. Emin miyim?? Hayır! Ama denemiş olmanın ne kadar muhteşem olduğunu anladığım 20. yaşımda yapamadım diyip çekilmenin verdiği acının, denemedim diyip yarım kalmış olmaktan daha tercih edilebilir olduğunu öğrendim. Tasarlıyorum ve yazıyorum öyleyse... Hoş bulduk...
25 Eylül 2011 Pazar
10 Eylül 2011 Cumartesi
Sarışın kelimesini google da aratmak yasaklandı ya(!) , O zaman bizi devret(ME)sela..
Korkularım var; kendime dair...
Hedeflerime ulaşamamaktan, mutsuz olmaktan, alışkanlıklarımdan vazgeçememekten, inat ettiğim konularda haksız olmaktan... Korkuyorum...
Bir de istemeden normalleştirdiysem diye korkuyorum, onları(!)
Siyasetle ilgili espri bile yapmadığım gözünüzden kaçmıyordur eminim; son seçimlerle birlikte eskiden taktığım pembe gözlüklerimi çıkardım.. Ondandır...
Belki de yeteneğim(?) kalmamıştır... Kim bilir...
Okuyunca sinirlerim zıplıyor elbette, vakıflara(!) devredilen(!) yerleri öğrendikçe, beynimi biri zımparalıyor hissine kapılsam da;
... Davası da kalmadı hani....
Kabul edelim, alıştık biz de.. Alışmış kudurmuştan beterdi değil mi?
Taksici abi öndeki araca değdiriyim mi abla dedi, yandaki banketlere de değdirelim dedim... Ben taksicilere alıştım, mesela...
Her sene bazı insanları (!) baştan yaratılmış olarak görmeyi garipsemiyorum; nabza göre şerbet, köprü, ayı, dayı derken, değişime de alıştım mesela..
İzleye izleye(!) hatta dinleye dinleye , belki okuya okuya yüzsüzlüğe alıştım, MESELA...
Yalancılık, hırsızlık, haksızlık... Gitgide normalleşmiyor mu hayatlarınızda? Erdemli bir ifade takınıp yok artık demeyin; elinize aldığınız gazetede , izlediğiniz televizyonda, gerçekte öyle olmadığını bildiğiniz ama öyle(!) söylenmesini farketmeden kabullendiğiniz herşey de...
Hayatlarımıza tümüyle sokmadık belki henüz, ama bilinç altımızda çoktan normalleştiler MESELA...
Sokakta kısa bir elbise giydiğimde laf söylenmesini garipsemiyorum artık ben! Bu saygısızlık mıdır? Evet! Terbiyesizlik hatta sapıklık mıdır? Kesinlikle! Ama buna da alıştım.. MESELA..
(Birine söylesem de bana dönüp; '' Sen de yarıçıplak gezmeseydin'' dese zamanın getirdikleri mi götürdükleri mi(!) derim bilmiyorum mesela, kıyafeti yüzünden devlet otobüsünde saldırıya uğrayan ; sonrada saldırganı yakalan(a)mayan kız ne derdi acaba!)
Ben gerçekten insanın insan gibi özgürce yaşaması taraftarıyım, bence bir insan istediği , ve kendini kendi gibi hissettiği şekliyle her yere girmeli. İstediği hayatı yaşamalı, istediği dili konuşmalı, istediği ad ile hitap edilmeli kendisine... Ama özgürleşmek bir zümre için mübah olmamalı! Her kesime uyarlanmalı, bir özgürleşme hareketi bir diğer özgürlüğün önünü kesiyorsa şayet sorgulanmalı yanlış bulunmalı... Dimi? Ama ben özgürlüğük kavramının bir zümreye yönelik yaşatılmasına da alıştım MESELA...
BU NEDENLE...
Yazamıyorum...
Yazdığım da içim sıkılıyor çıkıp gitmek yada bu ''mesela''ları silmek istiyorum...
Meselaları silmeye gücüm yok , çıkıp gitmek de .......yor.
Susmak en kolayı,
Kolay yolu seçmek ise en zoru galiba....
D.B
p.s Babam bu yazıların bazı bölümlerinde aslında üzerine çok düşünmüş olduğum şeylerin anlaşılamadığını söyledi kendisi için bir kılavuz yapıyorum;
D.B 'yi anlama kılavuzu (!)
1. Başlık (Sarışın kelimesini google da aratmak yasaklandı ya(!) , O zaman bizi devret(ME)sela..) çift taraflı bir gönderme içeriyor. İlk olarak sarışın kelimesinin bile aratılması yasaklanarak zaten toplum içinde gitgide cinsel bir meta haline gelen kadın kavramını bir de sarışın olarak tukaka ilan eden zihniyete bir gönderme mevcut , 2. kısımda ise herşeyin devredildiği mevcut sisteme bir vurgu var ve son olarak babacım zaten meta haline gelmiş biz kadınların ekstra perçinlenmiş sarışınlığımızla birlikte devredilmesini tavsiye ediyorum.
2. .... olarak geçtiğim bölümler şayet yazarsam senin bana çok argo kullanmışsın şeklinde yükleneceğin bölümlerden oluşuyor.
3. ...Davası da kalmadı... hani derken hem argo bir söze gönderme yapmayı amaçladım hemde malum savcısı gönderilenin davası hiç olmaz , hatta ve hatta bir de iddiası olmayanın davası olmaz var! Delili olmayanın davası olmaz kısmına ise girmiyorum bile...
Kısaca ...Davası da kalmadı... diyorum ben.
4. Parantez içine aldığım kısımlar da ise () gelinim sana söylüyorum(!) kızım aslında onu demek istemedim sen anla demek istiyorum.
(Bunu da beni ara yanlış yazmışsın o söz öyle değil , de diye yazdım)
Ama şimdi de fazla açıkladım MESELA...
Hedeflerime ulaşamamaktan, mutsuz olmaktan, alışkanlıklarımdan vazgeçememekten, inat ettiğim konularda haksız olmaktan... Korkuyorum...
Bir de istemeden normalleştirdiysem diye korkuyorum, onları(!)
Siyasetle ilgili espri bile yapmadığım gözünüzden kaçmıyordur eminim; son seçimlerle birlikte eskiden taktığım pembe gözlüklerimi çıkardım.. Ondandır...
Belki de yeteneğim(?) kalmamıştır... Kim bilir...
Okuyunca sinirlerim zıplıyor elbette, vakıflara(!) devredilen(!) yerleri öğrendikçe, beynimi biri zımparalıyor hissine kapılsam da;
... Davası da kalmadı hani....
Kabul edelim, alıştık biz de.. Alışmış kudurmuştan beterdi değil mi?
Taksici abi öndeki araca değdiriyim mi abla dedi, yandaki banketlere de değdirelim dedim... Ben taksicilere alıştım, mesela...
Her sene bazı insanları (!) baştan yaratılmış olarak görmeyi garipsemiyorum; nabza göre şerbet, köprü, ayı, dayı derken, değişime de alıştım mesela..
İzleye izleye(!) hatta dinleye dinleye , belki okuya okuya yüzsüzlüğe alıştım, MESELA...
Yalancılık, hırsızlık, haksızlık... Gitgide normalleşmiyor mu hayatlarınızda? Erdemli bir ifade takınıp yok artık demeyin; elinize aldığınız gazetede , izlediğiniz televizyonda, gerçekte öyle olmadığını bildiğiniz ama öyle(!) söylenmesini farketmeden kabullendiğiniz herşey de...
Hayatlarımıza tümüyle sokmadık belki henüz, ama bilinç altımızda çoktan normalleştiler MESELA...
Sokakta kısa bir elbise giydiğimde laf söylenmesini garipsemiyorum artık ben! Bu saygısızlık mıdır? Evet! Terbiyesizlik hatta sapıklık mıdır? Kesinlikle! Ama buna da alıştım.. MESELA..
(Birine söylesem de bana dönüp; '' Sen de yarıçıplak gezmeseydin'' dese zamanın getirdikleri mi götürdükleri mi(!) derim bilmiyorum mesela, kıyafeti yüzünden devlet otobüsünde saldırıya uğrayan ; sonrada saldırganı yakalan(a)mayan kız ne derdi acaba!)
Ben gerçekten insanın insan gibi özgürce yaşaması taraftarıyım, bence bir insan istediği , ve kendini kendi gibi hissettiği şekliyle her yere girmeli. İstediği hayatı yaşamalı, istediği dili konuşmalı, istediği ad ile hitap edilmeli kendisine... Ama özgürleşmek bir zümre için mübah olmamalı! Her kesime uyarlanmalı, bir özgürleşme hareketi bir diğer özgürlüğün önünü kesiyorsa şayet sorgulanmalı yanlış bulunmalı... Dimi? Ama ben özgürlüğük kavramının bir zümreye yönelik yaşatılmasına da alıştım MESELA...
BU NEDENLE...
Yazamıyorum...
Yazdığım da içim sıkılıyor çıkıp gitmek yada bu ''mesela''ları silmek istiyorum...
Meselaları silmeye gücüm yok , çıkıp gitmek de .......yor.
Susmak en kolayı,
Kolay yolu seçmek ise en zoru galiba....
D.B
p.s Babam bu yazıların bazı bölümlerinde aslında üzerine çok düşünmüş olduğum şeylerin anlaşılamadığını söyledi kendisi için bir kılavuz yapıyorum;
D.B 'yi anlama kılavuzu (!)
1. Başlık (Sarışın kelimesini google da aratmak yasaklandı ya(!) , O zaman bizi devret(ME)sela..) çift taraflı bir gönderme içeriyor. İlk olarak sarışın kelimesinin bile aratılması yasaklanarak zaten toplum içinde gitgide cinsel bir meta haline gelen kadın kavramını bir de sarışın olarak tukaka ilan eden zihniyete bir gönderme mevcut , 2. kısımda ise herşeyin devredildiği mevcut sisteme bir vurgu var ve son olarak babacım zaten meta haline gelmiş biz kadınların ekstra perçinlenmiş sarışınlığımızla birlikte devredilmesini tavsiye ediyorum.
2. .... olarak geçtiğim bölümler şayet yazarsam senin bana çok argo kullanmışsın şeklinde yükleneceğin bölümlerden oluşuyor.
3. ...Davası da kalmadı... hani derken hem argo bir söze gönderme yapmayı amaçladım hemde malum savcısı gönderilenin davası hiç olmaz , hatta ve hatta bir de iddiası olmayanın davası olmaz var! Delili olmayanın davası olmaz kısmına ise girmiyorum bile...
Kısaca ...Davası da kalmadı... diyorum ben.
4. Parantez içine aldığım kısımlar da ise () gelinim sana söylüyorum(!) kızım aslında onu demek istemedim sen anla demek istiyorum.
(Bunu da beni ara yanlış yazmışsın o söz öyle değil , de diye yazdım)
Ama şimdi de fazla açıkladım MESELA...
29 Ağustos 2011 Pazartesi
Evet ben yaptım! Ama bu benim(!) sonuçta ; ben benim için, en iyiyim...!
Yol aktı altımdan...
Hayır ben yürümedim...
İnsan pek çok şeyde suçu üzerine almak istemiyor değil mi? Ben mesela çoğu zaman başkalarını suçlarım hatalarımda, hep bir başkasına kızmayı yeğlerim...
Yeğelerdim diyemiyorum, ne yazık! Hala düşüyorum zaman zaman aynı hataya...
...
Kendi kendime kızdığım zamanlarda hep geri adım attım ben! Canım en çok öyle zamanlarda acıdı, öyle zamanlarda daha çok dövdüm kendi ruhumu...
Her kızdığımda başkalarından kaçabilmek kolayken , kendime sen kenarda dur bir süre diyemediğimde anladım bunu...
Denedim...
Delice belki ama; kendimden kaçmayı denediğim bir zaman var! Kaçamadım... Kimsenin eline avcuna sığmayan ben, kendime kaşı öyle güçsüzdüm ki...
Kısır döngü döndü, döndü...
Ve ben başımı duvara vurdum, vurdum...
Öğrenmedim hayır! Ama kaçmıyorum kendimden artık... Bir yanlış yaptığımda bırakıyorum kendi ellerime kendimi. Savururken, hırpalarken kimseye olmadığım kadar acımasızım kendime karşı...
Sonra, bekliyorum sukunetle hıncımın geçmesini. Hakettiğim kadar yıpatıyorum, ama affediyorum sonunda kendimi...
Barışıyorum kendimle...
Kendini affedebilmek çok güzelmiş...
Kendine kızabildiğinde öğreniyorsun... Kızabilmek kadar güzelmiş...
D.B
p.s Herkes bir yana, kendinizin kendinize haksızlık yapmasına izin vermeyin... Ama gerekirse kızın kendinize, sona affedin. Ötekiler(!) öyle önemsiz ki..
Hayır ben yürümedim...
İnsan pek çok şeyde suçu üzerine almak istemiyor değil mi? Ben mesela çoğu zaman başkalarını suçlarım hatalarımda, hep bir başkasına kızmayı yeğlerim...
Yeğelerdim diyemiyorum, ne yazık! Hala düşüyorum zaman zaman aynı hataya...
...
Kendi kendime kızdığım zamanlarda hep geri adım attım ben! Canım en çok öyle zamanlarda acıdı, öyle zamanlarda daha çok dövdüm kendi ruhumu...
Her kızdığımda başkalarından kaçabilmek kolayken , kendime sen kenarda dur bir süre diyemediğimde anladım bunu...
Denedim...
Delice belki ama; kendimden kaçmayı denediğim bir zaman var! Kaçamadım... Kimsenin eline avcuna sığmayan ben, kendime kaşı öyle güçsüzdüm ki...
Kısır döngü döndü, döndü...
Ve ben başımı duvara vurdum, vurdum...
Öğrenmedim hayır! Ama kaçmıyorum kendimden artık... Bir yanlış yaptığımda bırakıyorum kendi ellerime kendimi. Savururken, hırpalarken kimseye olmadığım kadar acımasızım kendime karşı...
Sonra, bekliyorum sukunetle hıncımın geçmesini. Hakettiğim kadar yıpatıyorum, ama affediyorum sonunda kendimi...
Barışıyorum kendimle...
Kendini affedebilmek çok güzelmiş...
Kendine kızabildiğinde öğreniyorsun... Kızabilmek kadar güzelmiş...
D.B
p.s Herkes bir yana, kendinizin kendinize haksızlık yapmasına izin vermeyin... Ama gerekirse kızın kendinize, sona affedin. Ötekiler(!) öyle önemsiz ki..
21 Ağustos 2011 Pazar
Aşk mı, nasıl yani? Cidden mi???
D. ben sana aşık oldum galiba...
D. yani nasıl söylesem... Ben aşık oldum galiba..
Ben söyleyemedim ama sende gözüme soktun be kızım katlanamıyorum, ben denedim ama olmuyor yani; arkadaş gibi sürdüremeyeceğim, dayanamıyorum , aşığım ben sana...
Ufff d. bu nasıl bir his ya, hiç böyle hissetmemiştim ben...
Ben seni şunun 310 milyon katı kadar seviyorum...
D. sen ne yaptın bana ya... Bağımlılık yaratıyorsun resmen...
Evet hanımlar ben bu film repliklerini kendime uyarladım cidden, bakın! Hoşuma gidiyor! Olamaz mı?
AA unutmuşum...
Ben her türlü şeye katlanıcam d. sen beni sevene kadar herşeye katlanabilirim yani, ne kadar zamana ihtiyacın varsa;çünkü seni hayatımda istiyorum...
Beklerim d. ne kadar gerekiyorsa...(Ben bekle yarın çıkarız falan mı demişim acaba? Hangi kafadaymışım yahu? Günlüğüm sayesinde bir saattir gülüyorum)
D öldürücek misin sen beni?
D. seni kimse benim kadar sevemez, pişman olucaksın.
D. kimse seni benim milyonda birim kadar sevemez pişman olucaksın....
Onda birim...
Yüzde birim...
.
.
.(çeşitli birim kesirler var işte burda...)
.
.
Sen odunsun d. kalassın, suntasın ,kütüksün, demirsin...
(Ne dedim de bu lafı hakettim ben acaba?)
D. bir kere ağladığını görmek isterdim.. Sen hiç ağladın mı? (Bu nasıl bi laftır ya?!Şunu söyleyen hatırlayıp gülsün kendine lütfen , ben bir köşede ağlıcam söz)
**Şu günlüğü okuduğuma bin pişmanım, kendi başıma çocukluğuma inmemeliymişim ben.
D. şunu başkası istese hayatta yapmazdım....
D. seni görmeye dayanmam mümkün değil acı çekiyorum... (Der ve arkadaşlığımızı bitirir, güler misin ağlar mısın yahu sevgiden selamı sabahı kesiyor adam o derece!)
D. bu nasıl bir duyguymuş böyle...
Ben daha önce sevdiğimi sanmışım d.;yada bu hissettiğim şeyin bir adı yok yani...(Bak bu kesin bir türk filminden duymuş bunu ay bende hihi diye güldüm kesin, allahım lütfen ergenliğin arkasına sığınabilecek bir yaşta duymuş olayım bunu)
D. sonunda evlenicem kızım seninle... (Bak bunu çok net hatırlıyorum işte inşallah bana da haber verirsin demiştim, akıllanmaya başlamışım herhalde ; nezaman nezaman demediğime göre..)
Ben yüksek lisansımı yapıp geliyim sen bu arada istediğin gibi gez dolaş,şimdi seni sıkmak istemiyorum ama ben aklının bir köşesinde olayım olur mu d.?(Ya bakın buna bir yorum bile yapamıyorum hani bunu okuyup aynaya bakın zaten o noktada anlayacaksınız siz beni.)
Şimdi gidelim d. .......'ye evlenelim orada...
Ailemle konuştum d. ben seninle ciddi düşünüyorum... (İşte bu, işte bu... Bu noktada aydınlandım sanırım... Yok artık...!! Bana da bir sorsaydın keşke?! Yahu hoşlanıyorum falan diye bir girizgah yapsaydın en azından)
Evet bunları da gazete köşesinde okumuştum hayal ettim kendime uyarladım doğrudur..
Yok yahu bunları farklı farklı insanlardan duydum ben...
Size de, haber vermek için yazdım hatunlar; okuyun bakın baya baya aşık olunmuş bana yahu...
Tapınılmış resmen...
Hiç birine inanmadım ha hayyy demeyi isterdim ama... Yok canım, inandıklarım, duydukça baya baya havaya girdiklerim oldu..
Wuhuu nasıl reddettim be! Diye gezdiğim bir ergen dönemimde oldu...
Ay yazıııııık çocuk çok aşık yahu , ben nazikçe rededeyim bari de dedim...(lütfedici ulu d.)
Laflarda bir standartlaşma hissedene kadar baya baya kaf dağında takılıyordum kısaca. Ay şaka bir yana ne kekoymuşum yahu inandım diyorum ötesi mi var, kim bana aşık olsa bende bir üzgün tripler ayyy çok uzuluyooor diye ağzımı büzdürmeler falan...
Çok betermişim çok...
Herkese en yakın zamanda bu halden kurtulmayı dilerim geçene kadar anlamıyor insan durumun vehametini.
p.s. Bu yazıyı okuyup aman canım bana cidden herkes aşık kendi adına konuş diyeceklere hiç lafım yok hatunlar... Tebrik ediyorum, devamını diliyorum...
D.B
D. yani nasıl söylesem... Ben aşık oldum galiba..
Ben söyleyemedim ama sende gözüme soktun be kızım katlanamıyorum, ben denedim ama olmuyor yani; arkadaş gibi sürdüremeyeceğim, dayanamıyorum , aşığım ben sana...
Ufff d. bu nasıl bir his ya, hiç böyle hissetmemiştim ben...
Ben seni şunun 310 milyon katı kadar seviyorum...
D. sen ne yaptın bana ya... Bağımlılık yaratıyorsun resmen...
Evet hanımlar ben bu film repliklerini kendime uyarladım cidden, bakın! Hoşuma gidiyor! Olamaz mı?
AA unutmuşum...
Ben her türlü şeye katlanıcam d. sen beni sevene kadar herşeye katlanabilirim yani, ne kadar zamana ihtiyacın varsa;çünkü seni hayatımda istiyorum...
Beklerim d. ne kadar gerekiyorsa...(Ben bekle yarın çıkarız falan mı demişim acaba? Hangi kafadaymışım yahu? Günlüğüm sayesinde bir saattir gülüyorum)
D öldürücek misin sen beni?
D. seni kimse benim kadar sevemez, pişman olucaksın.
D. kimse seni benim milyonda birim kadar sevemez pişman olucaksın....
Onda birim...
Yüzde birim...
.
.
.(çeşitli birim kesirler var işte burda...)
.
.
Sen odunsun d. kalassın, suntasın ,kütüksün, demirsin...
(Ne dedim de bu lafı hakettim ben acaba?)
D. bir kere ağladığını görmek isterdim.. Sen hiç ağladın mı? (Bu nasıl bi laftır ya?!Şunu söyleyen hatırlayıp gülsün kendine lütfen , ben bir köşede ağlıcam söz)
**Şu günlüğü okuduğuma bin pişmanım, kendi başıma çocukluğuma inmemeliymişim ben.
D. şunu başkası istese hayatta yapmazdım....
D. seni görmeye dayanmam mümkün değil acı çekiyorum... (Der ve arkadaşlığımızı bitirir, güler misin ağlar mısın yahu sevgiden selamı sabahı kesiyor adam o derece!)
D. bu nasıl bir duyguymuş böyle...
Ben daha önce sevdiğimi sanmışım d.;yada bu hissettiğim şeyin bir adı yok yani...(Bak bu kesin bir türk filminden duymuş bunu ay bende hihi diye güldüm kesin, allahım lütfen ergenliğin arkasına sığınabilecek bir yaşta duymuş olayım bunu)
D. sonunda evlenicem kızım seninle... (Bak bunu çok net hatırlıyorum işte inşallah bana da haber verirsin demiştim, akıllanmaya başlamışım herhalde ; nezaman nezaman demediğime göre..)
Ben yüksek lisansımı yapıp geliyim sen bu arada istediğin gibi gez dolaş,şimdi seni sıkmak istemiyorum ama ben aklının bir köşesinde olayım olur mu d.?(Ya bakın buna bir yorum bile yapamıyorum hani bunu okuyup aynaya bakın zaten o noktada anlayacaksınız siz beni.)
Şimdi gidelim d. .......'ye evlenelim orada...
Ailemle konuştum d. ben seninle ciddi düşünüyorum... (İşte bu, işte bu... Bu noktada aydınlandım sanırım... Yok artık...!! Bana da bir sorsaydın keşke?! Yahu hoşlanıyorum falan diye bir girizgah yapsaydın en azından)
Evet bunları da gazete köşesinde okumuştum hayal ettim kendime uyarladım doğrudur..
Yok yahu bunları farklı farklı insanlardan duydum ben...
Size de, haber vermek için yazdım hatunlar; okuyun bakın baya baya aşık olunmuş bana yahu...
Tapınılmış resmen...
Hiç birine inanmadım ha hayyy demeyi isterdim ama... Yok canım, inandıklarım, duydukça baya baya havaya girdiklerim oldu..
Wuhuu nasıl reddettim be! Diye gezdiğim bir ergen dönemimde oldu...
Ay yazıııııık çocuk çok aşık yahu , ben nazikçe rededeyim bari de dedim...(lütfedici ulu d.)
Laflarda bir standartlaşma hissedene kadar baya baya kaf dağında takılıyordum kısaca. Ay şaka bir yana ne kekoymuşum yahu inandım diyorum ötesi mi var, kim bana aşık olsa bende bir üzgün tripler ayyy çok uzuluyooor diye ağzımı büzdürmeler falan...
Çok betermişim çok...
Herkese en yakın zamanda bu halden kurtulmayı dilerim geçene kadar anlamıyor insan durumun vehametini.
p.s. Bu yazıyı okuyup aman canım bana cidden herkes aşık kendi adına konuş diyeceklere hiç lafım yok hatunlar... Tebrik ediyorum, devamını diliyorum...
D.B
En şanslı söz yüzüğünü diledim, pişman mıyım bir de bana sorun...
Yaz okulum bitti...
Sonunda...
Zamanımı dahası kendimi adadığım bu dönemde yazamadım, yazsam da yayımlayamadım...
Yorumları okudukça mutlu oldum... Yazamıyorum diye derlendikçe dertlendim...
Güz dönemimi dondurup bazı kurslara devam etmiştim; zamanında mezun olabilmek için yaz okulu da şart oldu bu nedenle. 3,5 senede okul bitirip ne yapacaksın, öğrencilik gibisi var mı?? diyenlere rağmen... Yaz okuluma başladım ve bitirdim...
Okul da bitsin istiyorum...
Bitince ne yapıcam hiç bilmesem de bitsin...
Yaz okuluna rağmen en eğlenceli yazlarımdan birini geçirmiş olabilirim; çalıştım, okula gittim, işe gittim, gezdim, antrenman yapamadım(!) bir günü 48 saate çıkardım... Yine yapamadım (belki biraz yaptım).
Yoruldum; ama bitti... (Kim sölüyordu?? Bitti, zor oldu ama, bitti )
Bu arada bu yaz evlilik kavramıyla tanıştım ilk defa, bir arkadaşım evlendi, bir arkadaşımın sözü de çok yakında...
Söz yüzüğü nişan yüzüğünden inceymiş bunu öğrendim; sonra şu evlilik teklifi için tektaş olur ya, söz yüzüğü, nişan yüzüğü, evlenirken de alyans mıydı neydi, deli deli dört yüzük takıcam diye dertleniyordum ben. (hayır! evlilikmiş, doğru adammış dert değil yüzüklere dertleniyorum yani). Dertlenmeme gerek yokmuş. Tataaaam söz yüzüğü öyle bir süreliğine takılan bir şeymiş, nişan yüzüğü de evlilikte el değiştiriyormuş kaldı geriye bir de teklif de takılan. Kısaca toplamda 2 tane(cik) yüzük , bunu öğrenince bir rahatlama geldi bana; 4 değil iki yüzük takıcakmışım hahayyy şu 2 yüzüğün ağırlığı da üzerimden kalktığına göre gerisi teferruat, doğru adam , aileler falan filan...
Ben böyle kendi kendime niye mi saçmalıyorum? Çok yakın arkadaşlarımdan birinin sözü tam 1 hafta sonra da, ondan...
Ben heyecan yaptım resmen... Hatun rahat! Ben de bir gerginlik bir gerginlik(pre menstruasyon dönemiyle kafa kafaya gerginim, var gerisini siz düşünün. Bunun daha nişanı var düğünü var.)(Bir de söz yüzüğünü alırlarken onlara en şanslı söz yüzüğünün onların olmasını diledim, 2. yüzük deseydim keşke diye kendimi yiyorum kaç haftadır.=))
Şaka bir yana;
Sevgili İ. diliyorum; Bu süreç , ilk adımından itibaren, her adımda daha güzel daha mutluluk verici bir hale gelsin. Seni bolca gülümsetsin... Hiç erken değil , onu(!) bulunca kaybetmemek gerek , bulduğun zaman tam zamanı aslında. Sen buldun, şansın daim olsun. Çok mutlu ol canım...
Yaz okulu bittiğine göre haberiniz olsun;
Tekrar hoşgeldim ben=)
Muhteşem pazarlar..
D.B
Sonunda...
Zamanımı dahası kendimi adadığım bu dönemde yazamadım, yazsam da yayımlayamadım...
Yorumları okudukça mutlu oldum... Yazamıyorum diye derlendikçe dertlendim...
Güz dönemimi dondurup bazı kurslara devam etmiştim; zamanında mezun olabilmek için yaz okulu da şart oldu bu nedenle. 3,5 senede okul bitirip ne yapacaksın, öğrencilik gibisi var mı?? diyenlere rağmen... Yaz okuluma başladım ve bitirdim...
Okul da bitsin istiyorum...
Bitince ne yapıcam hiç bilmesem de bitsin...
Yaz okuluna rağmen en eğlenceli yazlarımdan birini geçirmiş olabilirim; çalıştım, okula gittim, işe gittim, gezdim, antrenman yapamadım(!) bir günü 48 saate çıkardım... Yine yapamadım (belki biraz yaptım).
Yoruldum; ama bitti... (Kim sölüyordu?? Bitti, zor oldu ama, bitti )
Bu arada bu yaz evlilik kavramıyla tanıştım ilk defa, bir arkadaşım evlendi, bir arkadaşımın sözü de çok yakında...
Söz yüzüğü nişan yüzüğünden inceymiş bunu öğrendim; sonra şu evlilik teklifi için tektaş olur ya, söz yüzüğü, nişan yüzüğü, evlenirken de alyans mıydı neydi, deli deli dört yüzük takıcam diye dertleniyordum ben. (hayır! evlilikmiş, doğru adammış dert değil yüzüklere dertleniyorum yani). Dertlenmeme gerek yokmuş. Tataaaam söz yüzüğü öyle bir süreliğine takılan bir şeymiş, nişan yüzüğü de evlilikte el değiştiriyormuş kaldı geriye bir de teklif de takılan. Kısaca toplamda 2 tane(cik) yüzük , bunu öğrenince bir rahatlama geldi bana; 4 değil iki yüzük takıcakmışım hahayyy şu 2 yüzüğün ağırlığı da üzerimden kalktığına göre gerisi teferruat, doğru adam , aileler falan filan...
Ben böyle kendi kendime niye mi saçmalıyorum? Çok yakın arkadaşlarımdan birinin sözü tam 1 hafta sonra da, ondan...
Ben heyecan yaptım resmen... Hatun rahat! Ben de bir gerginlik bir gerginlik(pre menstruasyon dönemiyle kafa kafaya gerginim, var gerisini siz düşünün. Bunun daha nişanı var düğünü var.)(Bir de söz yüzüğünü alırlarken onlara en şanslı söz yüzüğünün onların olmasını diledim, 2. yüzük deseydim keşke diye kendimi yiyorum kaç haftadır.=))
Şaka bir yana;
Sevgili İ. diliyorum; Bu süreç , ilk adımından itibaren, her adımda daha güzel daha mutluluk verici bir hale gelsin. Seni bolca gülümsetsin... Hiç erken değil , onu(!) bulunca kaybetmemek gerek , bulduğun zaman tam zamanı aslında. Sen buldun, şansın daim olsun. Çok mutlu ol canım...
Yaz okulu bittiğine göre haberiniz olsun;
Tekrar hoşgeldim ben=)
Muhteşem pazarlar..
D.B
29 Temmuz 2011 Cuma
Sevgili boşluk ; konunu bilmiyor olsam da bugün ilk defa seni hiçliğe terketmekten korktum...
Her adım da yerini aldığım ılık havanın yerine ben geçiyor isem havayı yerinden etmiyor muyum.?
Yürüyorum..
Hava eski yerine hevesle kavuşmak için koştururken o kısacık bir an hiçlik dolduruyor yerimi...
Yerini bir hiçliğin doldurması...
Hiçlik nasıl doldurabilir ki yerimi? Anlamıyorum..
Yine bir adım attım ; arkamda havanın hunharca hiçliğe saldırdığını duydum; hiçliğin kalmasına imkan yok...
Bir adım ve bir adım daha...
Hiçlik her seferinde kısa bir süre sahip olduğu yerimde; tutunamıyor. Sahip olsa da geçici o...
Ya ben? Bende öyle miyim?
Her istediğimde sahip olabileceğimi söyleyerek kendimi mi kandırıyorum yoksa...
Geri döndüm; üç adım attım. İşte benim boşluğumdayım yine... Kandırmıyorum... Ordayım işte...
İkna oldum, yürüyorum. bu kez boşluğu beş adımda bir düşünüyorum.. İstediğimde dönebileceğim bir yer orası...
Ama şimdi durmak istemiyorum... Biraz daha ,biraz daha ,biraz daha, yürüyorum.
Yoruldum...
Durdum; yorgunluğum nedeniyle daha uzun bir duraklama bu...
İçinde bulunduğum boşluğa daha uzun süre ayırdım...
Herneyse, madem durmaya karar verdim, geri dönmeliyim...
İyi ama hani durmaya karar vermiştim? Tekrar yürüyerek bu kararı bozmuş olmuyor muyum?
Ya beklemek içinde kararlı değilsem, boşluğu hiçliğe bırakmak istemiyorum tekrar tekrar...
Bekleyebilmeyi istiyordum; öğrenmişim işte ötesi mi var... Bir de susmayı öğrenir isem...
Herneyse...
Kaç adım atmıştım? Çok uzaklaşmış mıyımdır acaba? 2 adım geri , 3 adım ileri, 5 yana , 7 sağa. Hayır yok!
Bulamıyorum..
Evet! Saçmalıyorum doğru... Yaklaşık 23 satırdır yaptığım şeyin adı bu!
Farkındayım...
21 yaşıma girmek üzereyim ve hayatımı birgün bu 23 satırlık saçmalığın sonunda bulmamak için! Kendim için saçmalıyorum...!
Henüz sahip olmadıklarımı; sahip olamadıklarım yüzünden kaybetmekten korkmak her ne kadar doğmamış bebeğime don biçmekten de öte ; gelecekte okuyacağı üniversitede kadrolaşma olmasın diye şimdiden bilinçli oy atmam kadar obsesif de görünse...
Şimdiden bekleyebilmeyi; kararlı olmayı; öğrenmek istiyorum...!
İyi akşamlar...
Yürüyorum..
Hava eski yerine hevesle kavuşmak için koştururken o kısacık bir an hiçlik dolduruyor yerimi...
Yerini bir hiçliğin doldurması...
Hiçlik nasıl doldurabilir ki yerimi? Anlamıyorum..
Yine bir adım attım ; arkamda havanın hunharca hiçliğe saldırdığını duydum; hiçliğin kalmasına imkan yok...
Bir adım ve bir adım daha...
Hiçlik her seferinde kısa bir süre sahip olduğu yerimde; tutunamıyor. Sahip olsa da geçici o...
Ya ben? Bende öyle miyim?
Her istediğimde sahip olabileceğimi söyleyerek kendimi mi kandırıyorum yoksa...
Geri döndüm; üç adım attım. İşte benim boşluğumdayım yine... Kandırmıyorum... Ordayım işte...
İkna oldum, yürüyorum. bu kez boşluğu beş adımda bir düşünüyorum.. İstediğimde dönebileceğim bir yer orası...
Ama şimdi durmak istemiyorum... Biraz daha ,biraz daha ,biraz daha, yürüyorum.
Yoruldum...
Durdum; yorgunluğum nedeniyle daha uzun bir duraklama bu...
İçinde bulunduğum boşluğa daha uzun süre ayırdım...
Herneyse, madem durmaya karar verdim, geri dönmeliyim...
İyi ama hani durmaya karar vermiştim? Tekrar yürüyerek bu kararı bozmuş olmuyor muyum?
Ya beklemek içinde kararlı değilsem, boşluğu hiçliğe bırakmak istemiyorum tekrar tekrar...
Bekleyebilmeyi istiyordum; öğrenmişim işte ötesi mi var... Bir de susmayı öğrenir isem...
Herneyse...
Kaç adım atmıştım? Çok uzaklaşmış mıyımdır acaba? 2 adım geri , 3 adım ileri, 5 yana , 7 sağa. Hayır yok!
Bulamıyorum..
Evet! Saçmalıyorum doğru... Yaklaşık 23 satırdır yaptığım şeyin adı bu!
Farkındayım...
21 yaşıma girmek üzereyim ve hayatımı birgün bu 23 satırlık saçmalığın sonunda bulmamak için! Kendim için saçmalıyorum...!
Henüz sahip olmadıklarımı; sahip olamadıklarım yüzünden kaybetmekten korkmak her ne kadar doğmamış bebeğime don biçmekten de öte ; gelecekte okuyacağı üniversitede kadrolaşma olmasın diye şimdiden bilinçli oy atmam kadar obsesif de görünse...
Şimdiden bekleyebilmeyi; kararlı olmayı; öğrenmek istiyorum...!
İyi akşamlar...
25 Temmuz 2011 Pazartesi
Once kazanandık hepimiz ,sonra evrildik, kaybettik.
Benim babam varya senin babanı döver.. Kabul edin! Ben dedim sizde dediniz...
Bence böyle başladı herşey..
Sonra amca ,dayı diye devam ettik... Ailenin diğer fertlerini dövüştürdük...
Üstelik bir galibi de yoktu gerçekte bu kavganın, bir mağlubu olmadığı gibi... Kavga bile yoktu ki ortada, ama biliyorum ben böyle başladı herşey...
Varolan bireyler var olmayan kavgalarda kıran kırana dövüşürken kimse zarar görmüyordu. Her öne sürülen birey kazanandı, bana göre benimki(!) kazanıyordu her kavgada, ona göre onun ki(!). Herkes inanmak istediği gibi inanıyordu...
Kavga bitiyordu, 2 ders sonra barışıyorduk ya.. İçten içe keşke dövmeseydi babam onun babasını diyordum ben. O da öyle düşünüyordu belki...
En büyük övünc kaynağımız sınıfta en arka sırada oturmak iken, en ön sıradaki birey inek ilan edilmişken, onun babası en arka sıradakinin babasıyla hayali bir kavgadan zaferle ayrılmışken, hiç önemli değildi renklerimiz... neye inandığımız...
Var olan bireyleri gerçek olmayan kavgalarda öne sürdük, hayali kavgalarda kazanan olduk, büyüdük; buna alıştık. Çocukken iyiydi de az büyüyüp büyük çocuk olunca anladım , alışkanlıklar evriliyormuş büyüdükçe, hayal dünyan küçüldükçe hayali şeyler ya yok oluyor yada gerçeğe dönüşüyormuş.
Şimdi,
Var olan insanları, gerçek kavgalara sokuyoruz.. Bizden(?) diye adlandırdıklarımızı yanımıza sizi(?) karşımıza alıyoruz. Kaybediyoruz, kaybettiriyoruz..
Herkes istediğine de inanamıyor bu kez, ayrışıyoruz...
İki ders sonra yanyana oturup barışmıyoruz...Ben keşke benim babam onun babasını dövmeseydi demiyorum... Artik kaybeden bir babaya sahibim, kinleniyorum. Bir dahakine diyorum! Bu kez o da kaybetmiş bir babanın evladı, eminim o da tekrarlıyordur içinden; birdahakine...!
Gerçekte çözülebilir olanı çözümsüz yapıyoruz. Kendi var ettiğimiz nedenlerle, varolan kavgalarda, var olan bireyleri yok ediyoruz birdahakine, ve birdahakine diyoruz tekrar...
Büyüdük biz ama evrilirken hata vermişiz... Ben verdim. Kabul et sende vermişsin işte...! Öyle başladı herşey...
''Konuşuyorum, anlıyorum da... Seviyorum... Hep yanımda ol istiyorum, . Paylaşıyorum, seninle birlikte okuyorum; ben maketimin pencerelerini keserken sen benim için kapılar oyuyorsun ; ben senin taşıyıcı duvarlarını koyuyorum sen ara duvarlar yapıyorsun... Birlikte yaptığımız maketleri birlikte teslim ediyoruz biz... İyi not al istiyorum.. Aynı şeyi dilediğini biliyorum... Sen kızgınsan ben susuyorum ve ben bağırdığımda susuyorsun sen... ''
Ben çocukken yanlış demişim... Özür dilerim...
Hadi baştan başlayalım...
Benim babam senin babanı dövmez, dövemez..
D.B
p.s İnanmadığım bir kavgada; bize karşı siz yok benim için! En yakın arkadaşıma siz demek, kendime siz demek gibi... Bu benim kavgam değil!
Bence böyle başladı herşey..
Sonra amca ,dayı diye devam ettik... Ailenin diğer fertlerini dövüştürdük...
Üstelik bir galibi de yoktu gerçekte bu kavganın, bir mağlubu olmadığı gibi... Kavga bile yoktu ki ortada, ama biliyorum ben böyle başladı herşey...
Varolan bireyler var olmayan kavgalarda kıran kırana dövüşürken kimse zarar görmüyordu. Her öne sürülen birey kazanandı, bana göre benimki(!) kazanıyordu her kavgada, ona göre onun ki(!). Herkes inanmak istediği gibi inanıyordu...
Kavga bitiyordu, 2 ders sonra barışıyorduk ya.. İçten içe keşke dövmeseydi babam onun babasını diyordum ben. O da öyle düşünüyordu belki...
En büyük övünc kaynağımız sınıfta en arka sırada oturmak iken, en ön sıradaki birey inek ilan edilmişken, onun babası en arka sıradakinin babasıyla hayali bir kavgadan zaferle ayrılmışken, hiç önemli değildi renklerimiz... neye inandığımız...
Var olan bireyleri gerçek olmayan kavgalarda öne sürdük, hayali kavgalarda kazanan olduk, büyüdük; buna alıştık. Çocukken iyiydi de az büyüyüp büyük çocuk olunca anladım , alışkanlıklar evriliyormuş büyüdükçe, hayal dünyan küçüldükçe hayali şeyler ya yok oluyor yada gerçeğe dönüşüyormuş.
Şimdi,
Var olan insanları, gerçek kavgalara sokuyoruz.. Bizden(?) diye adlandırdıklarımızı yanımıza sizi(?) karşımıza alıyoruz. Kaybediyoruz, kaybettiriyoruz..
Herkes istediğine de inanamıyor bu kez, ayrışıyoruz...
İki ders sonra yanyana oturup barışmıyoruz...Ben keşke benim babam onun babasını dövmeseydi demiyorum... Artik kaybeden bir babaya sahibim, kinleniyorum. Bir dahakine diyorum! Bu kez o da kaybetmiş bir babanın evladı, eminim o da tekrarlıyordur içinden; birdahakine...!
Gerçekte çözülebilir olanı çözümsüz yapıyoruz. Kendi var ettiğimiz nedenlerle, varolan kavgalarda, var olan bireyleri yok ediyoruz birdahakine, ve birdahakine diyoruz tekrar...
Büyüdük biz ama evrilirken hata vermişiz... Ben verdim. Kabul et sende vermişsin işte...! Öyle başladı herşey...
''Konuşuyorum, anlıyorum da... Seviyorum... Hep yanımda ol istiyorum, . Paylaşıyorum, seninle birlikte okuyorum; ben maketimin pencerelerini keserken sen benim için kapılar oyuyorsun ; ben senin taşıyıcı duvarlarını koyuyorum sen ara duvarlar yapıyorsun... Birlikte yaptığımız maketleri birlikte teslim ediyoruz biz... İyi not al istiyorum.. Aynı şeyi dilediğini biliyorum... Sen kızgınsan ben susuyorum ve ben bağırdığımda susuyorsun sen... ''
Ben çocukken yanlış demişim... Özür dilerim...
Hadi baştan başlayalım...
Benim babam senin babanı dövmez, dövemez..
D.B
p.s İnanmadığım bir kavgada; bize karşı siz yok benim için! En yakın arkadaşıma siz demek, kendime siz demek gibi... Bu benim kavgam değil!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)